KIRŞEHİRİN TARİHİ   VE KÜLTÜREL DEĞERLER

İlk yerleşimin MÖ.. 3000’lere uzandığı Anadolu’nun ortasında bulunan Kırşehir zengin bir kültürel mirasa sahiptir. Geçmişten günümüze pek çok uygarlıklara ev sahipliği yapmış Türk İslam dönemlerinde Türk kültürünün yaşatıldığı bir merkez olmuştur. O dönemde 13. ve 14. yy.da Ahi Evran, Hacı Bektaş, Cacabey, Aşıkpaşa, Ahmed-i Gülşehri gibi Kırşehir’de yetişmiş büyük insanlar eserleri ile, düşünceleri ile döneme damgalarını vurmuşlar, tarihteki önemli rolleri onları günümüze kadar yaşatmıştır.

CAMİLER

ALAADDİN CAMİİ :  Kırşehir, Merkez, Kalehöyük üzerinde bulunmaktadır, Selçuklu döneminde Alaaddin Keykubat tarafından 1230 yılında yaptırılmıştır, 1893 yılında yapı tümden yıkılarak mutasarrıf Arif bey tarafından tekrar yaptırılmıştır. Yapının portalinin giriş kapısı melik muzafferüddin behram şaha ait medreseden getirildiği bilinmektedir. Yapının portali zengin Selçuklu plastik kabartmaları ile dikkati çekmektedir.

LALA CAMİİ (LALE)
: http://www.kir-der.com/Yusuf/img/img12.jpg
Yapının 13. yy. a ait olduğu sanılmaktadır. Camii moloz ve kesme taştan yapılmış olup payelere oturan üç kubbe ile örtülüdür. Bu gün camii olarak kullanılan yapının esasında bir darphane olabileceği düşünülmektedir.  

KAPUCU CAMİİ :

 http://www.kir-der.com/Yusuf/img/img10.jpg
Osmanlı dönemine ait olmakla birlikte kesin yapım tarihi bilinmemektedir. Yapıya üç kubbe ile örtülü son cemaat yerinden girilmektedir. Asıl ibadet mekanı kare planlı olup kubbe ile örtülüdür.

CARŞI CAMİİ :
http://www.kir-der.com/Yusuf/img/img11.jpg 
Osman döneminde 1864 yılında Hüseyin bey tarafından yaptırılmıştır. Kare planlı ibadet mekanı ağaç bindirme tekniği ile yapılmış kırlangıç tavan da denilen çatı örtmektedir. Yapının minaresi bulunmamaktadır.

BUÇUKLU CAMİİ : Caminin kesin yapım tarihi bilinmemekle birlikte son Osmanlı dönemine aittir. Dörtgen ibadet mekanının çatısı Marsilya piramidi ile örtülüdür. Basit ahşap direkli son cemaat yeri mevcut olup yapı kerpiçle inşa edilmiştir. Yapının batı tarafından beden tarafına bitişik olan tuğla minaresi otantik bir görünüm verir


MEDRESELER
CACABEY MEDRESESİ

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/cacabey7.JPGhttp://www.kir-der.com/Yusuf/img/cacabey6.JPG

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/cacabey1.JPG

 

 

 

 

 

 

 

Kırşehir kent merkezinde bulunan medrese Selçuklu döneminde Kılıçaslan oğlu Keyhüsrev zamanında Kırşehir emiri Nurettin Cibril Bin Cacabey tarafından 1271-1272 yıllarında bir gözlem evi medrese olarak yaptırılmıştır.
Eser sonradan camiye çevrilmiştir. Birkaç kez onarılmış olup minaresindeki mavi çiniler nedeniyle halk arasında “ cıncıklı” camii adı ile  anılmaktadır. Medrese kesme taştan yapılmış olup kare planlıdır. İki eyvanlı kapalı avlulu medreseler gurubuna girmektedir. Döneminde astronomi yüksek okulu olarak hizmet vermiştir.

Mukarnas kavsaralı  iki renkli taş işçiliğinin uygulandığı taç kapısı bulunmaktadır. Kuzeyindeki giriş kapısı işlemelidir, yapıdan ayrı olan tuğladan yapılmış çinili ve tek şerefeli minaresi ilk önce gözlem yeri  olarak kullanıldığını göstermektedir.

Ana eyvanda yer alan karşılıklı iki sütun  koni ve küre biçimlerinin üst üste bindirilmesiyle oluşturulmuştur. Bu sütun düzenlemesinin Anadolu Türk sanatında başka bir örneği bulunmamaktadır.  Cacabey camiinin sol bitişiğinde Cacabey’e ait bir türbe bulunmaktadır.
 
CACABEY KİMDİR?

Ceceli aşiretinin beyi olan Emir Bahaddin Caca’nın oğlu olan Cacaoğlu Nureddin Cebrail, 1240’ta Kırşehir’de doğdu. Kırşehir’e büyük hizmetlerde bulunmuş, büyük ve tarihi şahsiyettir. Adı edebileşmiş bu devlet adamı “ Cacabey” adıyla ün kazanmıştır.
Selçukluların son yıllarında düzen bozulduğu için iller valiler ile yönetiliyordu. Eskişehir Emiri olarak görülen Caca Bey, bir süre Tokat’ta kaldıktan sonra Kırşehir’e bey olmuştur.

Kırşehir Beyi iken, Emirhor olan Eseddedin İsyanı’nı bastırdı. Elbistan Savaşı’na katıldı. Orada Mısır Memlük Sultanı Baybars’a esir düştü. Baybars bütün esirleri serbest bırakınca Caca Bey Şam’dan Kırşehir’e döndü. Bir hükümdar gibi Kırşehir’de hüküm süren Caca Bey’in ünü, kısa sürede her tarafa yayıldı. 

 

Genç yaşında zekasını göstererek üstün hizmetlerde bulunan Caca Bey, kısa zamanda büyükler arasına karıştı. Mevlana, yazdığı mektupta onu övmüş, başarısını tescil etmiştir. Aralarındaki birçok görüşmede de bu konuyu dile getirmiştir. Özel Türkçe konuşan, emirleri ve devlet yazışmalarında Türkçe yazan Caca Bey, kendi idaresinde olan Hacı Bektaş ile de ilgilenmiş, onu himaye etmiştir.

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/cacabey2.JPG  http://www.kir-der.com/Yusuf/img/cacabey4.JPG  http://www.kir-der.com/Yusuf/img/cacabey3.JPG

Anadolu’da bir çok hayır kurumu yaptırmıştır. Bu arada Eskişehir’de bir cami ve bir han yaptırmış, 17 cami ve zaviyeyi de onarıma almıştır. Kırşehir’de bu gün bir mimari anıt olarak yükselen Caca Bey Medresesi’ni de yaptırmıştır. Devrin fakültesi gözüyle bakılan bu binada Türkçe eğitimi veriyordu. Arapça ve Acem dili ile de eserleri vardır. Ayrıca İslam Hukuku ile felsefe ve tasavvuf dersleri de öğretiliyordu. Kubbesi açık ve altında bir kuyunun bulunduğu Cacabey Medresesi’nde kuyuya yansıyan yıldızlar incelenir, bunlar üzerinde araştırmalar yapılırdı. Bundan anlaşıldığına göre, bu medrese o dönemlerde astronomi araştırmaları yapılıyor, matematik, fizik, kimya gibi konularda eğitim veriyordu.
 
Caca Bey, 1301 yılında Rum tekvurları ile savaşırken şehit düştü. Naaşı Kırşehir’e getirilerek 1272’de yaptırdığı medresenin yanındaki türbeye defnedildi.

 

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/cacabey5.JPG

ZAVİYELER


AHİ EVRAN ZAVİYESİ :  1482 yılında Ahilik teşkilatının kurucusu Ahi evran adına yaptırılan camii bu gün aynı adı taşıyan semt’te bulunmaktadır. Külliye Ahi evran’ın türbesi ile zaviye- tekke olarak kullanılan mekanlardan oluşmaktadır. Üç kubbe üzerine kare planlı olup kesme taştan inşa edilmiştir. Ana mekanı sağında mescit, solunda Ahi evran’ın mezarının olduğu türbe yer alır, tek minareli yapı 1972 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğünce restore edilerek camii olarak hizmete

TÜRBE ve KÜMBETLER
MELİKGAZİ KÜMBETİ:
http://www.kir-der.com/Yusuf/img/img13.jpg

Kırşehir ili merkezinde bulunan kümbet 1240-1250 yılları arasında Mengüçük Oğullarından Melik Muzaffereddin Behram Şah adına eşi tarafından yaptırılmıştır. Kümbet, köşeleri pahlı kare kaide üzerine sekizgen gövdelidir. Silindirik konik külaha geçişte üçgen pahlar kullanılmıştır.Bu pahlarla kümbete çadır görünümü verilmiş olup Türk Türbe mimarisinin Orta Asya Çadır sanatından etkilendiği, hatta kümbetlerin menşeinin Orta Asya Sanatı olduğu savını kuvvetlendiren örneklerden birisidir.
 
FATMA HATUN KÜMBETİ: Merkez Medrese mahallesi Kümbetaltı mevkiinde yer almaktadır. 1266 yılında dönemin ileri gelenlerinden Hoca Aka Maatır tarafından Fatma Hatun adına yaptırılmıştır. Kümbet; köşeleri üçgen pahlı kare kaide üzerine sekizgen gövdelidir. Örtü sistemi içte kubbe, dışta sekizgen konik külahıdır. Yapı düzgün kesme taşlarla inşa edilmiştir.
 
AŞIKPAŞA TÜRBESİ: Kırşehir Merkez Aşık Paşa Mahallesinde yer almaktadır. Ertana veziri Alaattin Alişahruhi tarafından yaptırılmıştır.  1333 tarihli türbe tamamen mermerden yapılmış olup, asimetrik uzun cephesi , Kırgız çadırına benzeyen kubbesi, yana alınmış dar ve uzun portali ile Selçuklu mimarisinden farklılık göstermektedir. Kitabesinde çok değişik olarak kubbenin önüne gelmiş girinti yapan saçak silmeleri ile çerçevelenmiştir. Portalide istiritye nişin etrafı, örgü motiflerinden oluşan bir bordürle çevrilmiş, düz cephenin ortasında, alçakta, sivri kemer alınlıklı tek bir pencere açılmıştır. Girişte yanda dar bir holle, kubbeli kare bir mekanda oluşan türbe değişik mimari unsurların ahenkli bir biçimde uygulandığı bir örnektir.

AŞIK PAŞA

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/asikpasa1.jpg

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Asıl adı Ali olan Aşık Paşa 1272 yılında Kırşehir’de doğdu. Tanınmış mutasavvıf İlyas’ın torunudur. Babası Muhlis Paşa, Baba İlyas’ın oğludur. Baba İlyas 13. yüzyılın başlarında Horasan’dan Anadolu’ya göç etmiş, Kırşehir ve çevresindeki Türkmen oymaklarının şeyhi  olmuştur. Onlarla birlikte Selçuklu Sultanı ikinci Keyhüsrev’e karşı Babali Ayaklanması’na katılmıştır. Oğlu Muhlis Paşa, Osman Gazi’nin güvendiği ve saydığı adamları arasındadır. Kırşehir’e yerleşen Muhlis Paşa’nın üç oğlundan en büyüğü Alaaddin Ali, baş ağa ya da en büyük kardeş olarak tanınmış Baş Ağa adı, zamanla “Beşe”  sonra da “ Paşa “ olarak söylenmiş, şiirlerinde de,”Aşık” mahlasını kullandığı için de  asıl adı unutularak “Aşık Paşa” adı, her tarafa yayılmıştır.

13.yüzyılda Anadolu’nun önemli merkezlerinden olan kentte büyük Aşık Paşa, Kırşehir’li Şeyh Süleyman Türkmani’den din ve tasavvuf bilgilerini öğrendi. Ahilik örgütünün “ Mucid”i oldu. Çevresine toplanan Oğuz boylarına dostluk ve kardeşlik fikirlerini aşıladı, onlara Türkçe seslendi, eserlerini katıksız, Öz Türkçe ile yazdı. Bir ara Kırşehir Beyi olarak atandı.

Arapça, Farsça, İbranice ve Ermenice dillerini çok iyi konuşan Aşık Paşa, Acem, Arap kültürlerine hayran olanların karşısında bilerek ve isteyerek Türkçe ile çıktı; yabancı kültüre kendilerini kaptıranlara içi yanarak şöyle seslendi.

Türk diline kimesne bakmaz idi,
Türklere her giz gönül akmaz idi,
Türk dahi bilmez idi bu dilleri,
İnce yolu ol ulu menzilleri,

Kırşehir’de Hacı Hatun ile evlenen Aşık Paşa’nın Elvan, Selman, Can ve Kırlıca adlı dört oğlu ile Melek Hatun adında bir kızı vardı. Oğullarından Selman’ın torunu da meshur tarihçi Aşıkpaşazade’dir.

 

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/asikpasa2.jpg

 

Aşık Paşa’nın orijinali Kayseri’den Kırşehir’e getirilen öz Türkçe yazılı 12 bin beyitlik “ Garipname” ile çok sayıda aruz ve hece vezni ile yazılmış şiirleri bulunur. Eserlerinde Arapça ve Farsça’ya da yer verildiği görülmüştür.

 

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/asikpasa3.JPG

 

3 Kasım 1333 tarihine Kırşehir’de vefat eden Aşık Paşa’nın mezarının üstünde tamamen mermerden yapılmış türbe bulunmaktadır. Kırşehir’in doğusunda bulunan ve sanat anıtı olarak göze çarpan türbenin etrafı mezarlık olarak kullanılmaktadır.

Aşık Paşa kendinden sonra gelenleri de eserleriyle etkilemiştir. Süleyman Çelebi’nin “Mevlid-i Şerifi”nde Aşık Paşa’nın beyitlerine benzer çok sayıda beyit vardır. Kendi eserlerinde de  Yunus Tarzı ilahi ve gazelleri vardır.
 
CACABEY TÜRBESİ: Cacabey Camiinin girişinde bulunur, cacabeye ait olan bu türbe Anadolu Selçukluları döneminde 1272 yılında yapılmıştır. Türbeye camii içerisinde bulunan bir salondan geçilerek merdivenle çıkılmaktadır. Kapısı lacivert üzerine beyaz çiniler ve yazılarla bezenmiştir. Pencere kenarları ise taş süslemedir, türbeyi içi çinilerle süslü çokgen biçiminde bir kubbe örter.
 
AHİEVRAN TÜRBESİ:

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/img14.jpg

Kırşehir’in merkezinde aynı adı taşıyan camiinin sol tarafındadır. Ahilik teşkilatını kuran ve Anadolu’da yaygınlaştıran Ahi Evran-ı Veli bu türbede yatmaktadır. Türbe 1481 yılında Fatih Sultan Mehmet’in kayınbiraderi Alaüddevle tarafından yaptırılmıştır. Türbeye camii içinden bir merdivenle çıkılır, üç kubbe ile örtülü kubbe kesme taştan yapılmıştır.
 
KALENDER BABA KÜMBETİ : Kırşehir Merkez Karalar Köyü içerisinde bulunmaktadır. Anadolu Selçuklu Sultanlarından Kılıçaslan tarafından 1135 yılında yaptırılmıştır. Kesme taştan yapılan kümbet Selçuklu mimarisi özelliklerini taşımaktadır. Kitabesi kaybolan kümbetin Selçuklu Emirlerinden Karakurt baba adıyla da bilinen Kalender Baba adına yaptırıldığı anlaşılmıştır.
 
SÜLEYMAN TÜRKMANİ TÜRBESİ: Kırşehir Merkez İmaret Mahallesinde bulunmaktadır. Türbede Şeyh Süleyman Türkmani ile aynı soydan gelen sekiz kişiye ait sanduka bulunmaktadır.

SÜLEYMAN TÜRKMANİ

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/turkmani.JPG

 

 

 

 

 

 

 

Mevlevi tarikatına mensup olduğu anlaşılan Süleyman Türkmani’nin 1214’te doğduğu ve babası Şeyh Hüseyin ile küçük yaşta (1224) bir Türkmen aşireti ile Anadolu’ya geldiği ve Konya’ya yerleştiği sanılmaktadır. Nerede doğduğu belli değildir. Dedesi Türkmen Beyi olduğu için kendisine Türkmani denilmiştir.

Mevlana’dan dersler alan Süleyman Türkmani, onun ölümünden sonra, Mevlana’nın oğlu Sultan Veled’in teşkili ile Mevlevi tarikatını yaymak üzere 1239’da Kırşehir’e gelmiş, büyük bir ilgi toplamıştır.

Süleyman Türkmani’nin ömrünün son yıllarında Aşık Paşa’ya hocalık yaptığı da bilinmektedir. Büyük hocalardan ders aldığı bilinen Süleyman Türkmani’nin en büyükeseri “Kezkire-i Evliya”dır. Türkmani, doğudan gelen misafirler, garipler ve işi olanlar için bir bina yaptırmıştır. Kırşehir’e yakın kızılca, Baranakla, Çoğun, Çukurtaş, Bakişiya köyü ve daha birçok köy buradaki harcamalarda kullanılmak üzere vakıf olarak ayrılmıştır. 1298 tarihinde 84 yaşında iken Kırşehir’de vefat ettiği tahmin edilmektedir.Horosan erenlerinden olan Süleyman Türkmani Türbesi, şehrin İmaret Mahallesi’nde bulunmaktadır. Horasan erenlerinden olan Süleyman Türkmani’nin  mezarının yakınlarına daha sonra ölenlerin mezarları yaptırılmıştır.

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/img17.jpg
 
MUHTEREM HATUN TÜRBESİ: İmaret Mahallesinde yer alır. Kerpiç olan türbe yıkılarak tamamen kesme taştan yeniden yapılmıştır. İçerisinde dört tane sanduka bulunmaktadır.
 
YUNUS EMRE TÜRBESİ:  Kırşehir’e bağlı Ulupınar Kasabası sınırları içerisindedir. Türbe, sarp kayalıklar üzerine sonradan yapılmıştır. Yunus Emre Milli parkı içinde bulunmaktadır. Türbenin hemen yakınında Yunus Emre’ye atfedilen Çilehane binası mevcuttur.
YUNUS EMRE

 

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/YunusEmre.jpg

 

 

 

 

 

 

 

Yunus Emre, yüzyıllardan beri susmayan bir ses, gönüllere taht kurmuş bir sultan ve Allah’ın katında yüksek bir mana önderidir. Türk ve İslam ruhu ile en güzeli söyleyerek insanlığa yol göstermiştir. O, şiirlerinin güzelliği ve eşsizliği ile büyük Türk milletini gönül evinden vurmuş; onun tek vücut olmasında, en önemli yapı harçlarından birisi olmuştur. Onun büyüklüğü Anadolu’dan Azerbaycan’a, Tuna’dan Türkistan boylarına kadar  yayılmıştır.                                  

Bugün Anadolu’nun hemen her kent veya kasabasında, ıssız dağ başlarında, çoğunun adlarının dahi bilinmediği için “…. Dede” veya “…. Baba” diye adlandırılan, halkın hâlâ tazimle ziyaret ettiği nice kutlu sayılan mezarlar vardır. Bazen halkın, bu mezarların gerçek sahibini unutarak, sevdikleri  kimselere atfettikleri de görülmektedir.  Bu sevilen gönül sultanlarından biri de Yunus Emre’dir. Anadolu'nun on ayrı ilinde mezarı olduğunun ileri sürülmesi, Yunus Emre’nin Türkler tarafından ne kadar sevildiğinin ve benimsendiğinin bir göstergesidir.

Hayatı hakkında çok az bilgi sahibi olduğumuz Yunus Emre ve yaşadığı döneme ait en doğru bilgileri Hacıbektaş-ı Velî Velâyetnamesi ve Sivrihisarlı Baba Yusuf’un  Kitab-ı Mahbub-ı Mahbub adlı eserlerinden almaktayız.  Bu eserler incelendiği zaman, Yunus’un hayatında önemli yer tutan birçok  kişi ve yer adlarıyla karşılaşıyoruz. Bunlardan Kır Şehri, Suluca Kara Höyük, Sarıköy, Sivrihisar, Sarıkaraman gibi yer adları dikkate alındığında  bütün bunların Kırşehir ile Aksaray illeri sınırları içinde yer alması; Kırşehir ili sınırları içindeki Ulupınar kasabasında yer alan mezarın Yunus Emre’ye ait olma ihtimalini kuvvetlendirmektedir.
Yunus’un nefis terbiyesi esnasında sık sık Hacı Bektaş-ı Velî, ile görüşmesi, Taptuk Emre’den dersler alması, ünlü şairin bu coğrafyada  yaşadığını açık şekilde göstermektedir..

Hacı Bektaş Velâyetname’sinde adı sık sık geçen Sivrihisar yerleşim yeri, Eskişehir’in Sivrihisar ilçesi değildir. Çünkü Hacı Bektaş-ı Velî Velâyetnamesi’’nde, İbn Bîbî’nin Selçukname’sinde, Sivrihisarlı Baba Yusuf’un halen Konya’da bulunan 401 sayfalık Kitab-ı Mahbub-i Mahbub adlı eserinde, Kerimüddin Mahmud’un Müsameret-ül Ahbar ve Müsameret-ül Ahyar isimli eserlerinde sık sık geçen Sivrihisar Kalesi ve Sivrihisar köyü bilgisini Merhum Abdülbaki Gölpınarlı ve diğer bazı  yazarlar yeterince güvenli bularak, belki de hiç araştırma gereği duymadan, Yunus’un Eskişehir iline ait Sivrihisar ilçesinde yattığı hükmüne varmışlardır. Eskişehir Sarıköy’de yapılan bir tren yolu inşası sırasında bulunan  sahipsiz bir mezarın Yunus Emre’ye ait olduğunun iddia edilip bölgeye Yunus Emre adının verilmesi iyi niyetli bir açıkgözlülüktür. Oysa Yunus’un hayatında önemli bir yeri olan Ortaköy’deki Sivrihisar Hacıbektaş’a 75 km, Eskişehir Sarıköy’e  en az 400 km uzaklıkta yer almaktadır. Ulaşımın yaya yapıldığı o dönemin şartları düşünülürse Yunus Emre’nin hayatında önemli yeri olan Sivrihisar’ın, Ortaköy yakınlarında yer alan Sivrihisar Köyü, Sarıköy’ün ise  bugün Sarı Karaman  olarak bilinen yer olma ihtimali daha gerçekçidir. Ayrıca  Selçuklu sultanı II. Mesut’un geliri yüksek olan Kırşehir’in güneyindeki Sivrihisar köyünü annesine ikta olarak tahsis etmesi de o dönemde bölgenin önemine işaret etmektedir.

 

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/yunus3.JPGYunus Emre’nin yaşadığı dönemde Orta Anadolu’da Kırşehir’de bulunduğu Orta Kızılırmak bölgesinde toplanan Türkmenler Hacıbektaş, Aşık Paşa, Ahi Evran-ı Veli, Taptuk Emre, Ahmed-i Gülşehr-i gibi önderlerin ışığında gelişmiş, Yunus Emre’de bu atmosferden nasibini almıştır.13 yy batı Anadolu’nun Bizans tekfurları ile Müslüman Türk akıncıları arasında sürekli el değiştiren bir yer olduğu düşünülürse Yunus Emre gibi fikir önderlerinin Kırşehir etrafında toplanması daha iyi anlaşılacaktır. 

Yunus’u doğru anlamak Taptuk Emre’yi çok iyi tanımaktan geçer. Çünkü Yunus’un insan sevgisini aldığı pınar Taptuk Emre’dir. Osmanlı ve Başbakanlık arşivleri incelendiği zaman Yunus’un hayatında önemli bir yer tutan Taptuk Emre’nin köyünün Kırşehir’in güneyinde Aksaray iline bağlı  Ortaköy ilçesi sınırları içinde yer alan Taptuk Köyü olduğu anlaşılmaktadır. Niğdeli Kadı Ahmet’in 1333 yılında tamamladığı “Al-Valad Al Şafıyk Val-Hafid Al Haliyk’’ isimli eseri incelendiği zaman da Taptuk Emre’nin bu coğrafyada yaşadığı kesin olarak anlaşılmaktadır. Ayrıca Hilmi Ziya Ülken’e göre de Taptuk Emre’nin Kırşehir medreselerinde eğitim aldığı anlaşılmaktadır. Hacı Bektaş-ı Velî Velâyetnâmesi’ne göre Yunus’un hocası Taptuk Emre’ye ait olan mezar bugün Taptuk Köyü’nün camisi içerisinde yer almaktadır. Aşağıdaki haritadan da  anlaşılacağı gibi Kırşehir’in güneyindeki Sarıkaraman(Sarıköy) isimli yerleşim yerinin de Yunus’un hayatında ayrı bir yeri vardır.

Karaman’da bulunan mezarın ise Yunus Emre’ye ait olduğuna dair net bir bilgi yoktur. Karaman’da yatan kişinin 1512-1513 yılları arasında sağ olduğu anlaşılan Kirişçi Baba Tekkesi Şeyhi Karamanlı Katipzade Yunus Emre olduğu tahmin edilmektedir. Yunus Emre’nin yaşadığı dönemde Karaman isminin bir kent merkezi olmayıp, Konya, Aksaray ve Kırşehir topraklarını da içine alan geniş bir bölgenin  ortak ismi olduğu; bugünkü Karaman kentinin Cumhuriyete kadar  Ermenek diye anıldığı unutulmamalıdır.  
Çiftçi Yunus yaşanan büyük bir kıtlık sırasında buğday almak için Sarıköy’den Hacı Bektaş’a gitmeye karar verir. Eli boş gitmemek için yolculuk esnasında  topladığı alıçları Hacı Bektaş’a sunması pir’in çok hoşuna gider:

- “Sorun kendisine himmet mi ister, yoksa buğday mı?”  der.Yunus :
-“ Ben himmeti ne yapayım. Çoluk çocuğum aç… Buğday isterim’’ der.

İsteği yerine getirilen Yunus  kendisine verilen buğday ile yola çıkar. Hamamın olduğu yere gelince hatasını anlayarak yarı yoldan geri dönen Yunus, Hacı  Bektaş’ın yanına varır:

-   Buğdayları alın bana himmet verin… der. Hacı Bektaş ise;
-  O geçti artık. Senin kilidini Taptuk Emre’ye verdik.
   Sen git nasibini oradan al!...  der.

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/yunus2.JPG

 

 

 

 

 

Prof. İ. Hakkı BALTACIOĞLU’na göre bu  olay  Kırşehir topraklarında gerçekleşmiştir. Bugün bile Hacıbektaş ile Kırşehir arasındaki o hamamın kalıntıları halen varlığını devam ettirmektedir. Sarıköy ile Hacıbektaş(45 km) arasında yapılan bu yürüyüş bile Yunus’un Kırşehir’de http://www.kir-der.com/Yusuf/img/yunus1.JPGolma ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Çünkü Eskişehir Sarıköy ile Hacıbektaş arası en az 400 km uzaklıktadır.

Dönemin büyüklerinden olan, Sivrihisarlı Baba Yusuf’un Kitab-ı Mahbub-ı Mahbub adlı eserinde Hacı Bayram-ı Veli, Yunus’un mezarının bu topraklarda olduğuna bakın nasıl  işaret etmektedir:
           
Azizlermiş hüsusa Yunus Emre,  
İdermiş Zühd-ü uzlet uyup emre,
Bu yerlerdedur bu zümrenin mezarı,
Müşerref eylemüşlerdir diyarı.
         
Kırşehirli Albay Refik SOYKUT tarafından Ziyaret Tepe’de bulunan Yunus Emre’ye ait mezardan alınan 12 adet kemik, 1982 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Antropoloji Kürsüsü tarafından bilimsel tekniklerle incelenmiş;  600 yıllık olan bu mezarın çok gezen yetişkin, 60-70 yaşlarında bir erkeğe ait olduğu raporlarla tespit edilmiştir. Kemiklerde bulunan karbon miktarının yeterli olmaması nedeniyle yaş tespitinin tam yapılamamış olması da mezarın çok eski olduğunun bir  göstergesidir.

Devlet Planlama Teşkilatı, 1983-1987 yılları arasında yaptığı çok yönlü çalışmalardan sonra bölgeyi, Yunus Emre Millî Parkı olarak ilan etmiştir. Ziyaret Tepe etrafında  her yıl binlerce ağaç dikimi yapılarak bölgenin güzelleştirilmesine çalışılmaktadır. Bugün bile bölgede çocuklara konan isimler arasında Yunus, Emre, Derviş, Eren,  isimlerinin çok yaygın olması ve yöredeki alıç ağaçlarının çokluğu  dikkat çekicidir.

Yukarıda saydığımız birçok neden göz önüne alındığı zaman ünlü Türk mutasavvıfı ve şairinin mezarının bu coğrafyada olması kesinlik kazanmaktadır.  Bu nedenle Kırşehir ilinin Ulupınar Kasabası ile Aksaray iline bağlı Sarıkaraman(Sarıköy) Kasabası arasında yer alan 1267 rakımlı  Ziyaret Tepe’de yatan ulu kişinin Yunus Emre olduğu kabul edilmiştir. Kırşehir ve Aksaray Valiliklerince Yunus Emre ile hocası Taptuk Emre için anıt mezarlar yaptırılmıştır. Her yıl  Kırşehir ve Aksaray valiliklerince Yunus Emre’yi  anmak üzere ortak törenler düzenlenmeye devam edilmektedir.

 
 AFLAK BABA TÜRBESİ : Altınyazı köyü içerisinde bulunmaktadır. Köşeleri pahlı kare gövde üzerinde yükselen türbe, içten kubbe, dıştan piramidal külahla örtülüdür. Selçuklu mimari özellikleri gösteren türbe tamamen yenilerek kesme taştan yapılmıştır.


TARİHİ EVLER

 
HACIBEY KONAĞI : Yenice mahallesinde bulunmaktadır. 1925 yılında Kırşehir Muhasebe Müdürü Hacı Bey tarafından yaptırılmıştır. Yapı kamulaştırılarak Kültür ve Turizm Bakanlığı mülkiyetine geçmiştir. Restorasyon çalışmalarına başlanan yapı yakın zamanda konuk evi olarak hizmete sunulacaktır.
 
AĞALARIN KONAĞI : Kayabaşı mahallesinde bulunmaktadır. 1939 yılında Enver AKINCI tarafından taş ve tuğladan yaptırılmıştır. Cumhuriyet döneminin örnek yapılarından olan bu binada Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından kamulaştırılmıştır. Restorasyon çalışmalarına başlanılmıştır.
 
BEKİR EFENDİ KONAĞI: Kayabaşı mahallesinde bulunan Bekir Efendi konağı dönemin Kırşehir evi mimarisini yansıtan en iyi örneklerden birisidir. İki katlı olan binanın alt ve üst katında ortada sofa ve sofaya açılan odalardan oluşmaktadır. Yapının tavan göbekleri ajur tekniğinde yapılmış süsleme elemanları dikkati çekmektedir.

 
SÜLÜKÇÜLERİN KONAĞI : 1926 yılında Kasaros usta tarafından yaptırılmıştır. Kırşehir merkez, Kalehöyük eteklerinde bulunmaktadır. Bu gün iki katlı yapının alt katı dükkan, üst katı konut olarak kullanılmaktadır.  Üst katta öne çıkıntılı şekilde bir balkon bulunmaktadır. Balkonun duvarlarında ahşap payeler vardır. Ahşap payelerin arasında 4 kemer yapılmıştır, kemerlerin üzerleri derz’lerle süslüdür, alt kat taş, üst kat kerpiçten yapılmıştır.


                                                             KİLİSELER

 
ÜÇAYAK KİLİSESİ : Kırşehir Merkez Taburoğlu Köyü yakınlarında bulunmaktadır. Bizans döneminde 10-11 yy. lara tarihlenmektedir. Bizans döneminin başkenti mimarisini yansıtan önemli eserlerindendir. İki imparator tarafından adak yeri olarak yaptırıldığı sanılmaktadır. İki kiliseden oluşan bina tamamen tuğladan yapılmış olup; 1938 yılındaki depreme kadar yapıyı örten kubbe ayakta durmaktaydı.
 
HACIFAKILI KİLİSESİ : Akçakent ilçesi Hacıfakılı köyü içerisindedir. Hacıfakılı köyünün bulunduğu alan önemli bir Bizans dönemi yerleşim yeridir. Ev ve bahçe duvarlarında bu döneme ait çok sayıda devşirme malzemenin kullanıldığı görülmektedir. Kilise olarak bilinen yapının tek bir odası kalmış olup, malzeme olarak tuğla kullanılmıştır. Bizans dönemi özelliği göstermektedir.
 
AKSAKLI KİLİSESİ: Mucur ilçesi Aksaklı köyü içerisinde bulunmaktadır. Kaya kilisesi şeklinde olup, yer altı şehri ile birlikte bir bütünlük oluşturmakta ve aynı döneme tarihlenmektedir. Kilisenin duvarlarında fresk (hac) bulunmaktadır. Oldukça önemli bir eser olan bu yapı turistik öneme haizdir.
 
ALTINYAZI KİLİSESİ: Mucur ilçesi Altınyazı köyü içerisinde bulunmaktadır. Kaya kilisesi olup, içerisinde kabartma şeklinde haç işaretleri bulunmaktadır. Köyün altında bulunan yer altı şehri ile bir bütünlük oluşturmaktadır. Hıristiyanlığın ilk yayılma dönemlerine tarihlendirilmektedir.
 
DEREFAKILI KİLİSESİ: Akçakent ilçesinin Derefakılı köyündedir. Halen ayakta olan bu kiliselerin köy kilisesi olduğu söylenmektedir. Hıristiyanların ilk kiliselerinden olma özelliği taşımaktadır.
 
MANASTIR VE KEŞİŞ SARAYI: Mucur’un doğusundaki su deposunun bulunduğu yerde olup Bizanslılardan kalmıştır. Volkanik kayalara oyulmuş 20-30 odadan meydana gelmektedir.



                                                       KERVANSARAYLAR

 
KESİKKÖPRÜ (Cacbey Kervansarayı): Kırşehir’in 23 km güneyindeki Kesikköprü köyünde Kızılırmağın kenarında bulunmaktadır. Selçuklu yapısı olan kervansarayın 1248 yılında Anadolu Selçuklu sultanı II. Gıyasettin Keyhüsrev döneminde Kırşehir emiri Nurettin Caca tarafından yaptırılmıştır.  1989 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğünce restore edilerek bu günkü şeklini almıştır. Kervansaraya güney cephesinde bulunan bir kaç kapıdan girilmektedir, giriş bir eyvan şeklinde olup, tonozla örtülüdür. Eyvanın sonunda bir mescit, sağında bir oda bulunmaktadır, eyvandan geniş dikdörtgen bir avluya geçilmektedir. Avlunun kuzeyinde altı ayağın taşıdığı sivri kemerli beşik tonozlu revak bölümü mevcuttur. Kapalı bölüm taç kapası sivri kemerli olup eyvan şeklindedir. Kapalı bölüm taç kapısının üzerinde faklı yönlerde ilerleyen iki aslan figürü bulunmaktadır

.